top of page

Yellowstone Ulusal Parkı

Dünyanın ve Amerika’nın İlk Ulusal Parkı Yellowstone

Yellowstone Ulusal Parkı, Amerika Birleşik Devletleri’nin batısında, büyük ölçüde Wyoming‘in kuzeybatı köşesinde bulunan ve Montana‘ya uzanan Amerikan milli parkıdır. ABD Kongresi tarafından kurulmuş ve Mart 1872’de Başkan S. Grant tarafından kanunla imzalanmış, resmi hale getirilmiştir. Yellowstone, ABD’nin ve aynı zamanda dünyanın ilk milli parkı olma özelliğinin yanı sıra en eski milli park olarak da kabul ediliyor. Park, vahşi yaşamı ve birçok jeotermal özelliği ve de en çok tanınırlığa sahip güzelliklerden biri olan Old Faithful gayzeri ile tanınır. Birçok biyolojik türe ev sahipliği yapmaktadır. Central Rockies ormanları coğrafyanın en önemli ormanlarından biridir.

Yellowstone

Yerli Amerikalılar Yellowstone bölgesinde en az 11.000 yıldır yaşarken, 19. yüzyılın başlarından ortalarına kadar organize keşif gezileri başlatılmadı. Parkın yönetimi ve kontrolü, başlangıçta, Columbus’u denetleyen Amerika Birleşik Devletleri İçişleri Bakanlığı’nın yetki alanına girdi. Bununla birlikte ABD Ordusu, 1886 ile 1916 arasındaki 30 yıllık bir süre için Yellowstone’un yönetimini ve korumasını denetlemekle görevlendirildi. 1917’de, parkın yönetimi, önceki yıl oluşturulan Ulusal Park Servisi‘ne devredildi. Yüzlerce inşa edilmiş yapı, mimari ve tarihi önemi nedeniyle korunmaktadır. Araştırmacılar 1000’den fazla arkeolojik alanı incelemiştir.

Yellowstone Milli Parkı, göller, kanyonlar, nehirler ve sıradağlardan oluşan yaklaşık 9000 kilometre karelik bir alana sahiptir. Yellowstone Gölü, Kuzey Amerika’daki en yüksek rakımlı göllerden biridir ve kıtadaki en büyük süpervolkan olan Yellowstone Caldera‘nın merkezindedir. Kaldera, hareketsiz bir yanardağ olarak kabul edilir. Son iki milyon yılda birkaç kez muazzam bir güçle patladı. Dünyadaki gayzerlerin ve hidrotermal doğa olaylarının yarısından fazlası stabil olarak devam eden volkanik hareketlerle kuşatılan Yellowstone’dadır. Lav akıntıları ve volkanik patlamalardan kaynaklı oluşan kayalar, Yellowstone’un kara alanının çoğunu kaplar. Park, Dünya’nın kuzey ılıman bölgesinde neredeyse bozulmamış en büyük ekosistem olan Greater Yellowstone Ekosisteminin merkezinde yer alıyor. 1978’de Yellowstone, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alındı.

Yellowstone Ulusal Parkı Bizon sürüsü

Park Sakinleri

Nesli tükenmekte olan veya tehdit altında olan yüzlerce memeli, kuş, balık ve sürüngen türü hayvanlar, bilim insanları tarafından belgelenmiştir. Ayrıca geniş ormanlar ve otlaklar benzersiz bitki türlerini de içerir. Yellowstone Parkı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük ve en ünlü fauna alanı olarak tanımlanabilir. Bu parkta boz ayılar, kurtlar, vahşi hayvanlar ve serbest dolaşan geyik, bizon sürüleri yaşar. Yellowstone Park bizon sürüsü, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski ve en büyük halka açık bizon sürüsüdür.

Küresel ısınmanın bir etkisi olarak parkta her yıl orman yangınları görülmektedir; 1988’de çıkan büyük orman yangınında Yellowstone’un 1/3’lük kısmı yanarak tahrip oldu. Yellowstone; yürüyüş, kampçılık, tekne gezintisi, balık tutma ve gezi gibi çok sayıda eğlence fırsatına sahiptir. Asfalt yollar, büyük jeotermal alanların yanı sıra bazı göllere ve şelalelere ulaşımı yakındır. Kış aylarında, ziyaretçiler parka genellikle rehber eşliğinde kar arabaları veya kar motorlarıyla düzenlenen turlarla erişirler.

Yellowstone’un Geçmişi

Parkın tarihsel adı, Yellowstone Nehri‘nden gelir. 18. yüzyılın sonlarına doğru, Fransız avcılar, “Sarı Kaya Nehri”nin bir çevirisi olan “Roche Jaune” nehri adını verdiler. Daha sonra Amerikalı avcılar, Fransızca adını İngilizceye “Sarı Taş” olarak çevirdiler. Nehrin, adını büyük kanyonda görülen sarı kayalardan aldığına inanılsa da, ismin asıl kaynağı belirsizdir.

Parktaki yaşam, 11.000 yıl önce Yerli Amerikalıların bölgede avlanması ve balık tutmasıyla başladı. 1950’lerde bir postanenin inşası sırasında, yaklaşık 11.000 yıllık olduğu belirlenen Clovis kökenli bir obsidyen madeni bulundu. Kızılderililer, parkta bulunan önemli miktardaki obsidyeni kesici alet ve silahlar yapmak için kullandılar ve yaşamlarını idame ettirdiler. Yellowstone obsidiyeninden yapılmış ok uçları, Mississippi’ye yakın bölgelerde dahi bulunmuş. Bu da yerel kabileler ve daha doğudaki kabileler arasında düzenli bir obsidiyen ticaretinin var olduğunu göstermiştir. Kaşifler 1805’te Lewis ve Clark seferleri sırasında bölgeye ilk geldiklerinde birçok kabileyle karşılaştılar.

Yellowstone Ulusal Parkı Şelaleleri

Keşifler

1856’daki bir keşifin ardından, dağ insanı Jim Bridger (Büyük Tuz Gölü‘nü gören ilk veya ilk Avrupalı ​​Amerikalılardan biri olduğu inanılıyor), kaynayan su kaynakları, fışkıran su, bir cam ve sarı kaya dağı gözlemlediğini bildirdi. Bridger bir “iplikçi” olduğu için bu raporlar büyük ölçüde göz ardı edildi. 1859’da, F. Raynolds adlı bir ABD ordusuna mensup araştırmacı, kuzey Rockies’te iki yıllık bir araştırma başlattı. Mayıs 1860’ta Wyoming‘de kışı geçirdikten sonra, Raynolds ve içinde doğa bilimci Ferdinand Vandeveer Hayden ve Jim Bridger’ın da bulunduğu grubu, Wyoming’in kuzeybatısındaki Wind River drenajından kıtasal ayrımı geçmeye çalıştı. Şiddetli bahar karları geçişlerini engelledi ancak ayrımı geçebilselerdi grup, Yellowstone bölgesine giren ilk organize araştırma olacaktı. Amerikan İç Savaşı, 1860’ların sonlarına kadar yapılabilecek diğer organize keşifleri engelledi.

Yellowstone

Yellowstone bölgesine yapılan ilk detaylı keşif, özel olarak finanse edilmişti ve üç kaşif tarafından yapılmıştı. Keşfe verilen isim Cook-Folsom-Peterson Expedition’dı ve 1869’da düzenlenmişti. Folsom kaşifleri, Yellowstone Nehri’ni Yellowstone Gölü’ne kadar takip etti. Folsom kafilesinin üyeleri, elde ettikleri bilgilere dayanarak bir günlük tuttu. Keşif ekibi bölgeyi keşfetmek ve örnekler toplamak için uzun zaman harcadı. Bu ekip sayesinde birçok yer adlandırıldı ve kayıt altına alındı. Washburn adında düzenlenen başka bir keşif seferinin üyesi olan C. Hedges adında bir Montanalı yazar, bölgenin bir milli park olarak ayrılıp korunmasını önerdi; 1870 – 1871 yılları arasında Helena Herald gazetesinde park hakkındaki gözlemlerini anlattığı ayrıntılı makaleler yazdı ve bölgeyi tanıttı.

Yellowstone Orman Yangınları

Orman yangını çoğu ekosistemin doğal bir parçası olduğundan, Yellowstone’a özgü bitkiler de çeşitli şekillerde uyum sağlamıştır. Örneğin Douglas köknar ağacı iç kısmını çoğu yangından koruyan kalın bir kabuğa sahiptir. Parktaki en yaygın ağaç türü olan Lodgepole Pines, ateşin ısısı ile tepki veren özelliklere sahiptir. Tohumları, sert bir reçine tarafından saklanır ve ateş reçineyi erittiğinde tohumlar ortaya çıkar. Bu sayede yangının ardından ağacın yandığı alanda tekrar ağaçlar filizlenir. Subalpine Fir, Whitebark Pine ve diğer türler, yangın çıkma olasılığının daha düşük olduğu soğuk ve nemli bölgelerde büyüme eğilimindedir. Kavak ağaçları köklerinden yeni bir filiz vererek hayatta kalır.

Şiddetli bir yangın, ağacı yer üstünde küle çevirse dahi toprak tarafından ısıdan korunan ve yalıtılan kökler genellikle zarar görmeden hayatta kalır. Kısaca Yellowstone’daki ormanlar ve bitki örtüsü hayatta kalmaya odaklı şekilde evrimleşmiştir. Ulusal Park Servisi, doğal koşullarda Yellowstone’daki otlakların ortalama her 20 – 25 yılda, ormanların ise her 300 yılda bir yanarak yok olduğunu tahmin ediyor.

Yellowstone Ulusal Parkı Yangını

Her yıl yaklaşık otuzun üzerinde orman yangını yıldırımla ortaya çıkarken, onun üzerinde yangın insan kaynaklı bilinçsizlik yüzünden meydana geliyor. Yellowstone Milli Parkı, her biri eğitimli itfaiyecilerin görev yaptığı üç yangın gözetleme kulesine sahiptir. Ulaşılması en kolay olanı sergilere ve halka açık bir gözlem güvertesine sahip olan Washburn Dağı‘nın tepesindedir. Park yönetimi ormanı düzenli olarak havadan izler ve denetler. Bununla birlikte ziyaretçilerin duman veya alevlere yönelik verdiği bilgiler ciddiye alınır. Yangınla ilgili acil durum müdahaleleri bu sayede daha hızlı şekilde yapılır. Yetkililerin açıklamalarına göre Yellowstone’da her yıl düzenli olarak yangınlar çıksa da park yönetimi ve doğa buna adapte olmuştur. Bu nedenle yıkıcı ve kaotik sonuçlar meydana gelmez. Eğer Amerika’ya yolunuz düşerse mutlaka doğa harikası Yellowstone’u görmenizi tavsiye ediyoruz.

Bu tarz konularda daha fazla bilgi edinmek için buraya tıklayıp yazılarımıza göz atabilirsiniz.

127 görüntüleme

Commenti


bottom of page